24 Şubat 2009 Salı


Hayatın organ nakli için jazz’a bağışladığı rahmi gibi
Döl izleriyle lekelenmişti şevkat!...
Ve biz daima yasak enstürimentallerle ölümüne sevişir,
Hayatta kalma pahasına deli gibi savaşırdık.

Rahman Yıldız



Ah birkaç damla,
Birkaç damla, susuşuna muhtaç bir çığlığa gebe adın.
Ellerinde kirlettin bir türlü doğuramadığın bedenimi.
Ben, hiç bu kadar kirlenmemiştim ellerinde.
Ölümüme sebepsin işte.
Etinle, kemiğinle, kasıklarınla, adınla…
Sana ait ne varsa hepsiyle.
Hayatın kopmuş damarından sızan bir kandamlasıydık seninle.
Kırmızı olmamız gerekirdi oysa değil mi ?
Hayat vermeliydik güvercinlere.
Birileri,
Muhtaç olmalıydı bize XL gelen bedenlerimize.
Ah biz neden muhtaç olamadık birbirimize ?


Bir falcıya verdim geçen gece avuçlarımı,
İlk kez bu kadar acıttı çizgileri çizerken.
Ben, ilk kez, buz gibi ağladım seni düşünürken.
Oysa sen, kanıma karışmalıydın,
Damarlarıma dolmalıydın.
Dolup uyuşturmalıydın tırnaklarımı.
Hücrelerime kadar sarhoş edip,
Allah’ına kadar dağıtmalıydın üstümü başımı.
Yavaşça çekmeliydin sonra şevkate bulanmış ellerini bedenimden.
Sen,
Sen ellerinle kirlettin,
Ellerinle kirlettin rahmimde saklanan o sübyan çocuğu.
Salya sümük ağlattın !


Ölmek yasak bu gece.
Ölmek, hayatın en kahpe kaldırımıyla yapılan bir savaşta
Beyaz bayrak çektiğini haykırmak martılara.
Kaç gece seviştik biz?
Kaç gece savaştık paha birçilememiş bir hayat uğruna ?
Kaç kez gidilmesi yasak bir operada
Dünyanın hıçkırıklarını dinledik seninle ?
Sus !
Gece zaten soğuk.
Dudağımın kenarından süzülen birkaç damla kanı da
Kursağımda bırakma.
Şimdi git sustur o çocuğu.
Uyuyamıyorum !



Güldüğünü gördüğümde, sanırım savaş bitmiş olacak.
Dünya,
Şşş… şimdi uyku vakti.

İlknur Er

0 yorum:

Yorum Gönder

 

düş Copyright © 2008 Black Brown Art Template by Ipiet's Blogger Template