25 Temmuz 2009 Cumartesi

Şehr-i Soyut

0 yorum
Bir kez solusan nefesimi
Nefesim olsan hani.

Sen; hiç tanımadığım bir şehirdin
Ve iklimin coğrafyama aykırıydı
Gözlerimle sulamıştım kurak topraklarını.

Adının her harfinde bir intihar gizlenirdi.
Her gece sırayla çıkarırdın kırık sandalyeye uzuvlarımı.
Sanki usul usul erirdi bedenim.
Sanki, her gece içimde bir iç isyan çıkarır gibiydin.
Ah şiddetli finansal dalgalarda boğulmalı şimdi gözlerin !
Bu gece avuçlarını aç
Ben yağacağım kana kana.
Her sokağında,
Dudaklarının devrime teşkil eden yansımalarını ilan edecek
Saklamaya çalıştığın gülüşlerin.
Sen, yıkılmış medeniyetlerimin
Avuçlarımın içine çizdiği son çizgiydin !
Ruhumu al şimdi, sakla ceplerinde
Bedenimi fırlatıp at dudaklarından aşağı
Nasıl olsa, boykota teslimdi kemiklerim.

Zaruri bir beyin ameliyatı kadar muhtaçtım
Yosun tutmuş gözlerinde barındırdığın
Son dakika tirajlı, sıcak haberlerinde saklanan siyasal kalp krizlerine.

Sen; beklenmeyen bir yağmurdun kılcallarımda.
Dokularıma kadar işlemiştin.
Hani kanıma bulasan ellerini
Ellerinde ölecek gibiydim.
Ah ılık ılık yak beni
Alnında nüksetmeliyim, yüksek ateşlerinde.
Tırnaklarıma kazımalısın özgürlüğün adını.
Bedenini bedenime nakletmelisin.
Çünkü biz, sosyalist bir üçgenin bulunamayan dördüncü açısı olmuştuk her zaman,
Çünkü, babamın masallarındaki gibi uzun saçlarım olmadı
Sana uzatabileceğim.

Sen sevgilim,
Hiç tanımadığım bir şehirdin
Ve ben tek bir sokağını bile ezberlemeyi becerememiştim !


İlknur ER

12 Temmuz 2009 Pazar

G'üz

0 yorum
Kimse söylememişti bana,
Yüzün, dökülen yapraklarından ibaretti güzün.

Bir bahar sabahı,
Narkoz karışmış kanımla kaynadım sana.
Gelmeliydin
Ve boş kalmamalıydı ellerim.

Evet bahardı ve sondu.
Çalıdan kuşlar getirdin bana.
Ellerini getirdin, gözlerini…
Gittin sonra.
Oysa farkına bile varmamıştın
Attığın her adımda koca bir saltanatı ikiye ayırdığının !

Güneş altındaki bir buzun hayatta kalma savaşıydık biz seninle.
Erimekten başka yolumuz da yoktu aslında.
Ya da küçük bir çocuğun kırıp fırlattığı bir oyuncaktık.
Bir bütün olarak fazla yaşayamamıştık !

Ve sen,
Annemin hep uzak durmamı söylediği, benimse inadına içine düştüğüm
Aşk’tın, bitmek bilmez yollarınla…
Ayrılık oldun sonra,
Yalnızlık oldun.
Karnımda sancılar yarattın her gece.
Şimdi ikimize dair kurulan hiçbir cümlede özne yok !
Çünkü hiçbir kelime bizi anlatmaya yetecek kadar güçlü değil artık.

Ve inan, her ayak bastığında sen bu şehre
Yedi tepenin her birinde bir küçük kız çocuğunu ağlatıyorsun.
Tenini yakıyor kokun,
Avuçların ellerini donduruyor.
Gülüyorsun
Ve onlar
Ölüyor !

Evet kimse söylememişti bana,
Yüzün, umutları dallarında çürüttüğün ihanetlerinden ibaretti güzün !


~masalanokta~


İlknur ER

17 Haziran 2009 Çarşamba

Acı

0 yorum
Ne zaman ki terk ettin bu şehri,
Havzasız bir göle döndü gözlerim !

Bu gece ne morfinlemeye gider elim düşlerimi
Ne de adını yazmaya yeter gücüm.
Gel bu gece,
Bir an da olsa gel.

Kırılmasından korkup oynamaktan da bir türlü vazgeçemediğim
O misket gibiydin.
Dudaklarından dudaklarıma bir devri yaşatırken biz
Gök’yüzünden Yer’yüzüme düşen damlalarla yeşeren umutlarımızı
Çalmakta geç kalmazdı yüzü beş para etmez yüzsüzler.
Ve ben bilirdim,
Bir kez duymaya kalksam sesini
Boyumu aşan duvarlar dikilirdi önüme.

Şimdi yaz’a yakışmayacak kadar soğuk gece
Kış’tan kalma arsızlığı vuruyor kıyılara dalgalar.
Saat seni vururken
Vuruluyorum gecenin ilk yarısında
Burnundan düşen bir gündüzden kalma gölgenle.
İkinci yarısı hüzün.
Boğazın kavuşamayan iki yakası gibi.

Bana bir masal anlat bu gece
Uyansın içimdeki çocuk.
Tek solukta yedi tepeyi tavaf etsin.
Ve sen
Ah gün’düz değil de
Eğriyken tüm günler
Aşındırıp her sivri köşeyi
Öyle gel !

Bedenim yaşıma ters orantılıydı benim.
Hiçbir denklem çözmeye yetmedi üzerimde bıraktığın soru işaretlerini !


İlknur ER

2 Haziran 2009 Salı

Dün

1 yorum


Fiziksel yollarla bağlanmıştık seninle
Şimdi kimyasallarla bile ayıramazlar bizi.

Ellerin değdi ellerime
Ve gözlerim intihar etti !

Dün gece kollarında uyudum üşüyerek
Bir güvercin kadar ürkek bıraktım sana sesimi.
Dün gece öyle bir öptün ki beni
Talan edilmiş bir ülke gibi darmadağına çevirdin bu şehri.

Omzuna yatmalıydım ben
Ve sen hiç çevirmemeliydin gözlerini -bilekleri kesik- gözlerimden.

Dündü ve ben hiç olmadığım kadar küçüktüm karşında
Aciz bırakmıştık dünyayı üzerimize düşen tüm gölgelere inat.
Çok sular aştık seninle değil mi ?
Çok yalnız bırakıldık…
Oysa ne çok sebep vardı
Bu yalnızlığın katil olmayı bekleyen !

Ben;
Gözlerine sabun kaçmış bir bebek kadar sulakdım hep.
Sense;
Kurak tenini sulamamı beklerdin.
Çok geçmedi, kök saldın avuçlarıma
Parmak uçlarımda tohumlarını bıraktın.
Seni büyüttüm ben içimde bir gecede
Güvercinlerimi vakti gelmeden göçe zorladım !

Ve evet, dündü
Ben bir yarımı sende bıraktım !


İlknur ER

Mans'iyon

0 yorum


Sana git demenin çok yolu vardı
Zoru seçip ‘gitme’ dedim
Ama sen yine gittin.

Ah hiçbir ateş pişiremiyor bu gece hamurumu
Hiçbir rüzgar yetmiyor alevimi yükseltmeye.
Kaç kez ağlamam gerekiyorsa o kadar ağladım oysa
Bitmeliydi artık, yetmeliydi !

Beynimin yollarında kaybolmuş bir tümör gibiydi dudakların.
Her öpüşünde bir adım daha yaklaşırdım ölüme
Ya da tüm bedenimi sahiplenen bir EIDS virüsü oluverirdin iliklerimde.

Ah be adam,
Yemin mi ettin beni öldürmeye !?

Her gece biraz daha sarılıyordum tenine oysa
Gözlerinin altında saklanıyordum.
Aklında kaç çıkmaz sapak var, avuçlarımdaki çizgiler kadar iyi biliyordum.
Kaç zaman geçti içinde böyle bilmem
Ama kaç ihanete tanık tuttun beni sayabilirim istersen.
Sayabilirim öldüğünü kaç güvercinin,
Her gece adına intihara kalkan gözlerimden.

Esasında ben sana ‘gitme’ dememiştim
Aslında ben sana hiçbir şey de söylemedim.
Çünkü bilirsin, dünden sonraki günü yaşamak acıtırdı canımı hep
Ve ben tek kelime bile edemezdim.

Ah..hiç bilmedin sen,
Oysa öyle bir ‘sen’ vardı ki bende bedenime sinen
Derimi kazıdımsa da çıkaramadım üzerimden !


İlknur ER
 

düş Copyright © 2008 Black Brown Art Template by Ipiet's Blogger Template